Seni anlatmaya kalktığımda susuyor kelimeler. Düğüm düğüm olup takılıyor hepsi boğazıma. Fırtınalar kopuyor yüreğimde, çığlıklar çarpışıyor derinlerde bir yerde.
Sıla demiş "Niye susuyorum anlıyor musun, çünkü anlattıkça zor". Anlatınca zor. Kaçtıkça yakalanmak, bataklıkta çırpındıkça batmak gibi. Can havliyle kurtulmaya çalışmak, sonunda boğulmak. Hayat dediğin bataklıktan farksız.
Karşıma çıkan insanların bu kadar gereksiz olması olur iş değil. Hayatıma giren insanların bıraktığı yaralar var. Kimisinin izi kalmış, kimisi de kabuk tutmuş. Bazen oturup düşünüyorum, acaba ben mi çok hassasım yoksa insanlar mı çok gaddar diye. Hayatıma girmiş olup şuan suratını bile hatırlayamadığım insanın bile bir izini taşıyorum. İnsanlar bu kadar gereksiz olmayı nasıl başarıyor anlamıyorum. Başkalarının hayatlarına burnunu sokmayı alışkanlık haline getiren insanlardan nefret ediyorum.
Sıla bir şey daha demiş "Niye gidemiyorum biliyor musun, çünkü emek verdiysen zor". Ah ne güzel demiş. Buradan kaybediyorum demek ki. Emeğime kıyamayıp hak etmeyenle kaldığımdan kaybediyorum.Gitmemek, gidememek. Uğraştığımın karşılığını beklediğimden gidememek, bir türlü karşılık görememek.
Emek derken sevgimden bahsediyorum. Verdiğim sevgim en büyük emeğim. Nedense hep yanlış zamanda yanlış kişiye verilen emek. Boşa giden onca emek. Kalp ağrısıyla geri dönen o lanet olası emek.
Artık, tükenen sabır yerini nefrete bırakıyor. Zaman heyecanımı alıp götürüyor ellerimin arasından. Bense, geride bakakalıyorum öylece.