Seni anlatmaya kalktığımda susuyor kelimeler. Düğüm düğüm olup takılıyor hepsi boğazıma. Fırtınalar kopuyor yüreğimde, çığlıklar çarpışıyor derinlerde bir yerde.
Sıla demiş "Niye susuyorum anlıyor musun, çünkü anlattıkça zor". Anlatınca zor. Kaçtıkça yakalanmak, bataklıkta çırpındıkça batmak gibi. Can havliyle kurtulmaya çalışmak, sonunda boğulmak. Hayat dediğin bataklıktan farksız.
Karşıma çıkan insanların bu kadar gereksiz olması olur iş değil. Hayatıma giren insanların bıraktığı yaralar var. Kimisinin izi kalmış, kimisi de kabuk tutmuş. Bazen oturup düşünüyorum, acaba ben mi çok hassasım yoksa insanlar mı çok gaddar diye. Hayatıma girmiş olup şuan suratını bile hatırlayamadığım insanın bile bir izini taşıyorum. İnsanlar bu kadar gereksiz olmayı nasıl başarıyor anlamıyorum. Başkalarının hayatlarına burnunu sokmayı alışkanlık haline getiren insanlardan nefret ediyorum.
Sıla bir şey daha demiş "Niye gidemiyorum biliyor musun, çünkü emek verdiysen zor". Ah ne güzel demiş. Buradan kaybediyorum demek ki. Emeğime kıyamayıp hak etmeyenle kaldığımdan kaybediyorum.Gitmemek, gidememek. Uğraştığımın karşılığını beklediğimden gidememek, bir türlü karşılık görememek.
Emek derken sevgimden bahsediyorum. Verdiğim sevgim en büyük emeğim. Nedense hep yanlış zamanda yanlış kişiye verilen emek. Boşa giden onca emek. Kalp ağrısıyla geri dönen o lanet olası emek.
Artık, tükenen sabır yerini nefrete bırakıyor. Zaman heyecanımı alıp götürüyor ellerimin arasından. Bense, geride bakakalıyorum öylece.
Bayan Penguen
ancak bu kadar ciddi olabilirim ben..
8 Eylül 2013 Pazar
28 Ağustos 2013 Çarşamba
CANIMA..
Bu yazımı kendi canımdan kanımdan olsa bu kadar sevemeyeceğim kardeşime ithafen yazıyorum. İhtiyacım olduğunda benimle oldu. Şimdi ise onun ihtiyacı var ve ben de onunlayım.
Öncelikle aile sırlarını ortalığa saçmaya her insan cesaret edemez. Fakat benimki tam olarak aile sırrı niteliğini taşımıyor. En azından benim için öyle. Bu sırrı ortaya dökmezdim ama onun bu cesarete ihtiyacı olduğunu iyi biliyorum.
Başlayalım bakalım hikayemize. Annem ve babam 1996 yılında kaçarak evlenmişler. Nedeni ise dedem annemi başkasına satacakmış ve annem de bunu öğrenince babama haber göndermiş. Babam askerden izne gelince kaçıp düğün yapmışlar. Dedemle bir daha asla konuşmamışlar. Zaten dedemle anneannem ayrılmışlar annem 5 yaşındayken. Yani annemin bi ailesi yokmuş. Babam ona aile olmuş. Babaannem annesi dedem de babası olmuş. Annem babamdan ilk darbeyi ben 3 yaşındayken yani 2000 yılında almış. Bir sonraki darbeyi de 2005te. Yani kardeşim 2 yaşındayken. En sonuncusu da geçenlerde oldu. Sanırım artık annemin neden tükendiğini, geçirdiği sinir krizlerinin şiddetinin neden arttığını anlayabiliyorum. En sonuncusunda kardeşimin de aklı artık erdiğinden işler çok fazla karıştı. Annem defalarca babamla barıştı sırf kardeşim ve ben dağılmış ailede büyümeyelim diye. Ama bu seferki farklıydı. Annem kararlıydı boşanacaktı. Her gün kavga oluyor ve ağır laflar söyleniyordu. Bu süreçte ben de etkilendim tabiki ama kardeşim daha kötüydü. Psikolojik sorunları olmaya başladı. Her gece uykusunda konuşmaya, çığlıklarla ve ağlayarak uyanmaya başlamıştı. Tırnaklarını yiyor, minicik bir sinekten dahi korkuyordu. Annemin telefonla konuşurken gülme sesini dahi babamla kavga ediyor sanıp koşarak kucağıma atlıyor ve yüzünü boynuma koyup gözyaşları bitene kadar ağlıyordu. Onunla beraber ben de ağlıyordum tıpkı bunları yazarken olduğu gibi. Sonra annem tekrar ve son kez (!) babamla barışma kararı aldı ve her şey yolunda (En azından şimdilik öyle görünüyor.). Ama barışma kararları kardeşimi pek de rahatlatmışa benzemiyordu. İkisine de nefretle bakıyordu sanki. Bir de ders çalışacağım diyip ona ben sırtımı dönsem ölürdü herhalde. Sonra hem derslerimi hem de kardeşimi aynı anda düzeltebileceğime karar verdim ve çabalamaya başladım. Okuldan ezberlemem gereken ne varsa tek başıma daha iyi ezberleyebildiğim halde alıp onu karşıma oturttum ve brilikte yaptık. Amacım onun kafasını başka şeylerle meşgul etmekti. Bilgisayar oyunları oynadık, iğrenç videolar izledik, saçma el işleri yaptık, resimler yaptık, fotoğraf çekindik ve birlikte kaydıraktan kaydık. Zamanla eskisi gibi neşelendi hatta şımarmaya bile başladı.
Yani dostum anlatmak istediğim ikisinden birini seçmek zorunda değilsin. İkisini de planlayarak aynı anda halledebilirsin. Yardıma ihtiyacın elbette olacak. Benim sana koştuğum gibi sen de bana koşacaksın. Agresif olup etrafa ateş püskürerek hiçbir şeyi çözemezsin aksine düğümlersin. Hep yanındayım. Her şeyi düzelteceğine eminim. Seni seviyorum.
Öncelikle aile sırlarını ortalığa saçmaya her insan cesaret edemez. Fakat benimki tam olarak aile sırrı niteliğini taşımıyor. En azından benim için öyle. Bu sırrı ortaya dökmezdim ama onun bu cesarete ihtiyacı olduğunu iyi biliyorum.
Başlayalım bakalım hikayemize. Annem ve babam 1996 yılında kaçarak evlenmişler. Nedeni ise dedem annemi başkasına satacakmış ve annem de bunu öğrenince babama haber göndermiş. Babam askerden izne gelince kaçıp düğün yapmışlar. Dedemle bir daha asla konuşmamışlar. Zaten dedemle anneannem ayrılmışlar annem 5 yaşındayken. Yani annemin bi ailesi yokmuş. Babam ona aile olmuş. Babaannem annesi dedem de babası olmuş. Annem babamdan ilk darbeyi ben 3 yaşındayken yani 2000 yılında almış. Bir sonraki darbeyi de 2005te. Yani kardeşim 2 yaşındayken. En sonuncusu da geçenlerde oldu. Sanırım artık annemin neden tükendiğini, geçirdiği sinir krizlerinin şiddetinin neden arttığını anlayabiliyorum. En sonuncusunda kardeşimin de aklı artık erdiğinden işler çok fazla karıştı. Annem defalarca babamla barıştı sırf kardeşim ve ben dağılmış ailede büyümeyelim diye. Ama bu seferki farklıydı. Annem kararlıydı boşanacaktı. Her gün kavga oluyor ve ağır laflar söyleniyordu. Bu süreçte ben de etkilendim tabiki ama kardeşim daha kötüydü. Psikolojik sorunları olmaya başladı. Her gece uykusunda konuşmaya, çığlıklarla ve ağlayarak uyanmaya başlamıştı. Tırnaklarını yiyor, minicik bir sinekten dahi korkuyordu. Annemin telefonla konuşurken gülme sesini dahi babamla kavga ediyor sanıp koşarak kucağıma atlıyor ve yüzünü boynuma koyup gözyaşları bitene kadar ağlıyordu. Onunla beraber ben de ağlıyordum tıpkı bunları yazarken olduğu gibi. Sonra annem tekrar ve son kez (!) babamla barışma kararı aldı ve her şey yolunda (En azından şimdilik öyle görünüyor.). Ama barışma kararları kardeşimi pek de rahatlatmışa benzemiyordu. İkisine de nefretle bakıyordu sanki. Bir de ders çalışacağım diyip ona ben sırtımı dönsem ölürdü herhalde. Sonra hem derslerimi hem de kardeşimi aynı anda düzeltebileceğime karar verdim ve çabalamaya başladım. Okuldan ezberlemem gereken ne varsa tek başıma daha iyi ezberleyebildiğim halde alıp onu karşıma oturttum ve brilikte yaptık. Amacım onun kafasını başka şeylerle meşgul etmekti. Bilgisayar oyunları oynadık, iğrenç videolar izledik, saçma el işleri yaptık, resimler yaptık, fotoğraf çekindik ve birlikte kaydıraktan kaydık. Zamanla eskisi gibi neşelendi hatta şımarmaya bile başladı.
Yani dostum anlatmak istediğim ikisinden birini seçmek zorunda değilsin. İkisini de planlayarak aynı anda halledebilirsin. Yardıma ihtiyacın elbette olacak. Benim sana koştuğum gibi sen de bana koşacaksın. Agresif olup etrafa ateş püskürerek hiçbir şeyi çözemezsin aksine düğümlersin. Hep yanındayım. Her şeyi düzelteceğine eminim. Seni seviyorum.
26 Ağustos 2013 Pazartesi
KIRIK
Ne kadar kolaylaşmış insanların kalbini kırmak. Düşüncesizlik, bencillik diz boyu. Verilip tutulmayan sözler, yaşanıp tek kalemde silinen onca anı, paylaşılmış sırlar.. Hesabını vermek de basit mi olacak kırmak kadar?
Bazen hepimiz istemeden kalp kırıyoruz. İstemeden kırıldıysa eğer affetmek erdemdir. Ya kalp kırmaya alışkanlık haline getirmiş insanlara ne demeli? Kalbi kırıp her seferinde affedilmek isteyen bir insana ne kadar güvenebilirsin? Adı yüzsüz değil midir? Kırdığında "özür dilerim, beni affet" diyen insanı affedin, ama güvenmeyin. Tekrarlarsa ikinci şansı vermeyin. Özür dilerim kelime grubunun anlamını bilmeyen insanlarla dolu etraf. Özür dilenirse aynı hata yapılmaz. Aynı hatanın yapılması umursanmadığı anlamına gelir. Özür dilerim, özür dilerim, özür dilerim, özür dilerim. İnsanların ağzına sakız olmuş bu cümle şahsen bana artık inandırıcı gelmiyor. Kullanan insanın kişiliksizliğini de eklersek bu kelime grubunu hayatımdan çıkma yolunda hızla ilerliyor.
İnsan, kalbi kırarken düşünmeli. Ya bir gün yolum o insana düşerse diye. İnsanları duyguları, gururları yokmuş gibi ezip geçmek, insan olan insana yakışmaz. Kimsenin kalbi öküzün biri gelip kırsın diye yaratılmadı. Kalbi sevgiyle, aşkla, dostlukla, merhametle doldurun diye yarattılar. Yüreğimizdeki mühürleri kalp kırmadan çözmeyi öğrenmeliyiz.
Kıranların yanında kırılanların da büyük söz hakkına sahip olduklarını düşünüyorum. Kırılacak 206 kemik var ama aptalın biri hep kalbimizi kırıyor. Çıkaracaksın arkadaşım, seni kıranı üzeni hayatından çıkaracaksın. Vermeyeceksin taviz seni üzmesine. Onaramayacağı kalbi kırmamayı öğrenecek.
İyi bak arkadaşım. Kalbini kırdığın insanı iyi tanı. Günün birinde yolun mutlaka onunla kesişecek.
Bazen hepimiz istemeden kalp kırıyoruz. İstemeden kırıldıysa eğer affetmek erdemdir. Ya kalp kırmaya alışkanlık haline getirmiş insanlara ne demeli? Kalbi kırıp her seferinde affedilmek isteyen bir insana ne kadar güvenebilirsin? Adı yüzsüz değil midir? Kırdığında "özür dilerim, beni affet" diyen insanı affedin, ama güvenmeyin. Tekrarlarsa ikinci şansı vermeyin. Özür dilerim kelime grubunun anlamını bilmeyen insanlarla dolu etraf. Özür dilenirse aynı hata yapılmaz. Aynı hatanın yapılması umursanmadığı anlamına gelir. Özür dilerim, özür dilerim, özür dilerim, özür dilerim. İnsanların ağzına sakız olmuş bu cümle şahsen bana artık inandırıcı gelmiyor. Kullanan insanın kişiliksizliğini de eklersek bu kelime grubunu hayatımdan çıkma yolunda hızla ilerliyor.
İnsan, kalbi kırarken düşünmeli. Ya bir gün yolum o insana düşerse diye. İnsanları duyguları, gururları yokmuş gibi ezip geçmek, insan olan insana yakışmaz. Kimsenin kalbi öküzün biri gelip kırsın diye yaratılmadı. Kalbi sevgiyle, aşkla, dostlukla, merhametle doldurun diye yarattılar. Yüreğimizdeki mühürleri kalp kırmadan çözmeyi öğrenmeliyiz.
Kıranların yanında kırılanların da büyük söz hakkına sahip olduklarını düşünüyorum. Kırılacak 206 kemik var ama aptalın biri hep kalbimizi kırıyor. Çıkaracaksın arkadaşım, seni kıranı üzeni hayatından çıkaracaksın. Vermeyeceksin taviz seni üzmesine. Onaramayacağı kalbi kırmamayı öğrenecek.
İyi bak arkadaşım. Kalbini kırdığın insanı iyi tanı. Günün birinde yolun mutlaka onunla kesişecek.
24 Ağustos 2013 Cumartesi
Vampirinden Kurtul !
Yine oturdum yazımın başına. Süslü kelimeler, süslü cümleler kullanamayacağım. Zaten hiç halim de yok. Nereden başlasam, nasıl devam etsem, sonunu nasıl bağlasam diye düşünmek de istemiyorum. Çünkü kafamda yeterince düşünce var ve yenilerine de yer yok.
İçimi sıkan onca şeyin arasından sıyrılıp sayfama dökülen büyük zehir; inanç. Ne zaman güvenip inansam insanlara, hep boşa çıkıyor. Hep bir hayal kırıklığı, hep bir kalp ağrısı.
Her şeyi en baştan anlatsam anlaşılır olabilir herhalde. Büyülü başlar her şey en başında. Güven verilir ve kendini onunla prenses gibi hissedersin. Herkesten farklı olur ve o ne yapsa hep en doğruymuş gibi gelir. Yanlışlarını görmezden gelirsin. Gözünün içine bakarak yalanlar söyler ama sen yalan olduğuna inanmak istemezsin. O gider, gelir nasıl isterse öyle olmasını sağlar. Hep kendinden tavizler vererek mutlu olmaya çalışırsın. Aslında senin için her şey olan o kişi bir vampirdir. Senin hayallerini ve inancını son damlasına kadar emer. Doymak bilmez, seni günden güne eritir. En sonunda tükenirsin ve her şey biter. Sonrasını zaten biliyorsun. Hayalleri tükenmiş, hiçbir şeye inancı olmayan bir insan oluşur. İlk zamanlar acı çekersin ama sonra kendini dinledikçe değişimin gerekli olduğunu düşünmeye başlarsın.
Ben değiştiğimi düşünüyorum. Artık insanlara hak ettiğinde fazla değer vermemeyi ve başkalarının istediği gibi yaşamamayı öğrendiğimi düşünüyorum. Özellikle bencil insanlardan uzak durmam gerektiği konusunda bu yaz bolca ders aldım. Hayatımdaki gereksiz insanları kırmamak için acı çektiğimi fark edecek duruma geldiğim için ilk işim onları hayatımdan çıkarmak oldu. Biliyorum, yerleri dolmayacak insanları da çıkarmak zorunda kaldım hayatımdan ama mutluluğun formülü belli. Sırtına yük olan dosttan kurtul, topalladığında koluna girenle devam et yola.
Bu demek değil ki insanları yarı yolda bıraktım. Asla. Daha önce beni yarı yolda bıraktığını bildiğim halde hala vazgeçemediğim insanların, aslında benim elimi kolumu nasıl bağladığını gördüm sadece. Buna bir son verdim ve hafiflediğimi hissedebiliyorum. İnsanların çoğu, yanınızda olurken karşılığında kişiliğinizden taviz vermenizi bekliyor. Sizi değiştirmeye çalışıyorlar ve kabul edin bazen başarıyorlar da. Geç fark edildiğinde can yakıcı oluyor. Beni ben olduğum için seven ve ben olduğum için yanımda olan insanlarla devam etmem gerektiği kaçınılmaz bir gerçek.
Her şey anlattığım gibi işte. Bundan sonra hayatımdan beni değiştirmeye çalışan, hayallerimi, inançlarımı emen vampirlere yer yok. Hepsini tabutlarına gönderdim, bir de kilit vurdum. Darısı başınıza :)
İçimi sıkan onca şeyin arasından sıyrılıp sayfama dökülen büyük zehir; inanç. Ne zaman güvenip inansam insanlara, hep boşa çıkıyor. Hep bir hayal kırıklığı, hep bir kalp ağrısı.
Her şeyi en baştan anlatsam anlaşılır olabilir herhalde. Büyülü başlar her şey en başında. Güven verilir ve kendini onunla prenses gibi hissedersin. Herkesten farklı olur ve o ne yapsa hep en doğruymuş gibi gelir. Yanlışlarını görmezden gelirsin. Gözünün içine bakarak yalanlar söyler ama sen yalan olduğuna inanmak istemezsin. O gider, gelir nasıl isterse öyle olmasını sağlar. Hep kendinden tavizler vererek mutlu olmaya çalışırsın. Aslında senin için her şey olan o kişi bir vampirdir. Senin hayallerini ve inancını son damlasına kadar emer. Doymak bilmez, seni günden güne eritir. En sonunda tükenirsin ve her şey biter. Sonrasını zaten biliyorsun. Hayalleri tükenmiş, hiçbir şeye inancı olmayan bir insan oluşur. İlk zamanlar acı çekersin ama sonra kendini dinledikçe değişimin gerekli olduğunu düşünmeye başlarsın.
Ben değiştiğimi düşünüyorum. Artık insanlara hak ettiğinde fazla değer vermemeyi ve başkalarının istediği gibi yaşamamayı öğrendiğimi düşünüyorum. Özellikle bencil insanlardan uzak durmam gerektiği konusunda bu yaz bolca ders aldım. Hayatımdaki gereksiz insanları kırmamak için acı çektiğimi fark edecek duruma geldiğim için ilk işim onları hayatımdan çıkarmak oldu. Biliyorum, yerleri dolmayacak insanları da çıkarmak zorunda kaldım hayatımdan ama mutluluğun formülü belli. Sırtına yük olan dosttan kurtul, topalladığında koluna girenle devam et yola.
Bu demek değil ki insanları yarı yolda bıraktım. Asla. Daha önce beni yarı yolda bıraktığını bildiğim halde hala vazgeçemediğim insanların, aslında benim elimi kolumu nasıl bağladığını gördüm sadece. Buna bir son verdim ve hafiflediğimi hissedebiliyorum. İnsanların çoğu, yanınızda olurken karşılığında kişiliğinizden taviz vermenizi bekliyor. Sizi değiştirmeye çalışıyorlar ve kabul edin bazen başarıyorlar da. Geç fark edildiğinde can yakıcı oluyor. Beni ben olduğum için seven ve ben olduğum için yanımda olan insanlarla devam etmem gerektiği kaçınılmaz bir gerçek.
Her şey anlattığım gibi işte. Bundan sonra hayatımdan beni değiştirmeye çalışan, hayallerimi, inançlarımı emen vampirlere yer yok. Hepsini tabutlarına gönderdim, bir de kilit vurdum. Darısı başınıza :)
2 Ağustos 2013 Cuma
Umut Gecedir
Gece olduğunda ayrı bir karamsarlaşır insanlar. Derdini, kederini hep gece olduğunda düşünür. Yastık bir dostunun omzu, yorgan ise kollarıdır. Öylesine sarar ki seni, derdini dökersin boşluğa.
Aslında karanlık güzeldir. Açmalısın gözlerini, dinlemelisin karanlığı. Sana umudu anlatacak. Gör diyecek, arkamdaki güneşi gör. Her karanlık yaklaşan aydınlığın habercisi değil midir? Gece ve karanlık neden özdeşleşmiştir hüzünle? Gecenin ardından doğacak günü düşünüp, her derdin çaresi bulunur demek yerine, nedir bu karamsarlık? Bakış açısı dedikleri bu olsa gerek.
Bakış açısıyla dertlerimi hafifletmeyi öğrenmem zor oldu. Bu süreçte Fatma Koşubaşı'nın bir şiiri bana çok yardımcı oldu. Daha önce duymamıştım kendisini. Bir öğretmenimin hediyesiydi "Denizin Üvey Kızı". Denizin Üvey Kızı, hayatımı değiştiren bir şiir kitabıdır.
Kırık bir pencereden bakıyorum hayata
Ondan kırgın bakışlarım.
Çıkarımlarım şu doğrultudaydı. Baktığım pencerenin önemi büyüktü. Karamsarlıkla, ümitsizlikle ne çözülürdü? Evrene gönderdiğimiz mesajların geri geldiğine de bu sayede inanmaya başladım. Pozitif düşününce her zaman sonuç istediğim gibi oluyor. Negatif düşenerek kendimi üzmekten başka hiçbir sonuç alamıyorum. En çaresiz olduğum ve umudumu yitirdiğim anlarda Denizin Üvey Kızı'na koşuyorum. Satırlar ezberimde dahi olsa, okumak daha büyük inanç kazandırıyor bana.
Gece ve karanlık ümitsizliği, gündüz ise umudu çağrrıştırır çoğumuza. Oysa öyle değildir. Gündüzden sonra gece gelir ve gece karanlıktır. Asıl umut gecedir. Geceden sonra gündüzün geleceğini biliriz. Gece umuttur, yeniden doğuştur.
Gece en karanlık ve en yüce sessizliğiyle göründüğünde bilmeliyizki, gündüz en aydınlık ve en yüce umuduyla yakındır. Bakış açısınızı değiştirmeniz dileğiyle...
Aslında karanlık güzeldir. Açmalısın gözlerini, dinlemelisin karanlığı. Sana umudu anlatacak. Gör diyecek, arkamdaki güneşi gör. Her karanlık yaklaşan aydınlığın habercisi değil midir? Gece ve karanlık neden özdeşleşmiştir hüzünle? Gecenin ardından doğacak günü düşünüp, her derdin çaresi bulunur demek yerine, nedir bu karamsarlık? Bakış açısı dedikleri bu olsa gerek.
Bakış açısıyla dertlerimi hafifletmeyi öğrenmem zor oldu. Bu süreçte Fatma Koşubaşı'nın bir şiiri bana çok yardımcı oldu. Daha önce duymamıştım kendisini. Bir öğretmenimin hediyesiydi "Denizin Üvey Kızı". Denizin Üvey Kızı, hayatımı değiştiren bir şiir kitabıdır.
Kırık bir pencereden bakıyorum hayata
Ondan kırgın bakışlarım.
Çıkarımlarım şu doğrultudaydı. Baktığım pencerenin önemi büyüktü. Karamsarlıkla, ümitsizlikle ne çözülürdü? Evrene gönderdiğimiz mesajların geri geldiğine de bu sayede inanmaya başladım. Pozitif düşününce her zaman sonuç istediğim gibi oluyor. Negatif düşenerek kendimi üzmekten başka hiçbir sonuç alamıyorum. En çaresiz olduğum ve umudumu yitirdiğim anlarda Denizin Üvey Kızı'na koşuyorum. Satırlar ezberimde dahi olsa, okumak daha büyük inanç kazandırıyor bana.
Gece ve karanlık ümitsizliği, gündüz ise umudu çağrrıştırır çoğumuza. Oysa öyle değildir. Gündüzden sonra gece gelir ve gece karanlıktır. Asıl umut gecedir. Geceden sonra gündüzün geleceğini biliriz. Gece umuttur, yeniden doğuştur.
Gece en karanlık ve en yüce sessizliğiyle göründüğünde bilmeliyizki, gündüz en aydınlık ve en yüce umuduyla yakındır. Bakış açısınızı değiştirmeniz dileğiyle...
29 Temmuz 2013 Pazartesi
Hür Maviliğin Bittiği Son Hadde
“İşte zil çalıyor. Benim yakışıklı prensim geldi. “Hoş
geldin sevgilim, nerede kaldın? Bir an beni unuttuğunu sandım.” Bu sözlerimden
sonra sarıyor beni kollarıyla. Bana aldığı papatyalarını uzatıyor. Papatyalar o
kadar çok ki kucağımı kaplıyor neredeyse. Ben gülümsemeyle papatyalarıma
bakarken minik bir buseyi konduruyor yanağıma. İçeri geçiyoruz birlikte. Ben
oturuyorum o da dizime yatıyor. Bir yandan saçlarını okşuyorum bir yandan
sohbet ediyoruz. Kaşlarını yukarı kaldırıp bana bakıp gülümsüyor. Gel de sevme.
Açıktım diyor afacan ses tonuyla. Belli ki aklında bir şeyler var. Gel diyor,
birlikte yemek yapalım. Geçiyoruz mutfağa iki yaramaz çocuk gibi, başlıyoruz
mutfağı dağıtmaya. Balık pişirecekmişiz birlikte. Aslında balık yemem ama onun
yaptığı bambaşka oluyor. Bana birkaç görev veriyor. Domatesleri ince ince
dilimlemek, soğanları ve renkli biberleri halka halka doğramak. Emir büyük
yerden tabii. Başlıyorum dediklerini yapmaya. O ise arkada balık temizliyor. O işini
bitiriyor ben de soğanları ve biberleri kavuruyorum biraz. Ben kavururken arkamdan
gelip belime sarılıyor. Aman Allahım heyecandan titriyorum, sanki dizlerimin
bağı çözülüyor. Kokumu içine çekiyor ve küçük bir öpücükten sonra devam
ediyoruz yemeğimize. Balığı folyoya yatırıyor ve malzemeleri içine koyuyor.
İşte gizli sır, üzerine zeytinyağından birkaç damla damlatıp balığı sıkıca
sarıyor. İşte fırında. Salata olmadan olur mu diyerek başlıyoruz salatamıza. Bol
yeşillikli salata yapıyoruz kendimize. Soframızı kurmaya koyuluyoruz.
Gözlerinin içine bakarak yediğim
yemek ayrı bir zevk eriyor bana. Ruhumu doyuruyorum sanki. Dağıttığımız gibi
topluyoruz da etrafı. Her şey yerli yerinde olunca mısırımızı patlatıyoruz.
Sırada film keyfi varmış. Oturuyor ve tam koltuğu köşeliyor.. Yanına uzanıp
göğsüne sokuluyorum. Kalbinin sesi ve nefesi benim hayatımdaki tek film oluyor
o an. Sen filmi izlemiyor musun diye paylıyor arada beni. İzliyorum diyorum,
inandırıyorum onu bir şekilde. Film bitiyor ve daha sıkı sarılıyor bana. Onun
kollarındaki huzur ve sıcaklığımız ikimizin de uyuması için yeterli oluyor.”
Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde
kadar!…
İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe
yaşar.
Yahya Kemal
Yahya Kemal
23 Temmuz 2013 Salı
Yanımdaki..
İnsanlar doğarken yalnızdır ama yaşarken hep birilerine ihtiyaç duyarlar. Bazen bir arkadaş, bazen bir dost, bazen ise bir sevgili..
Doğduğumuz andan itibaren her gün yüzlerce insanla karşılaşıp çoğunun kim olduğunu unutturuz. Unutmadıklarımız ise hayatımızda yer tutan ya da zorla yer tutmasını istediğimiz insanlardır. Hayatımızda yer tutan insanlar genellikle kendi istekleriyle yanımızdadırlar fakat biz onları görmeyiz. Çünkü zorla hayatımızda tutmaya çalıştığımız insanlar yüzünden onlar hep ikinci planda kalırlar.
En çok ihtiyacınız olduğunda yanınızda olmasını istediğiniz tek bir insan vardır. Eğer bunu okurken benim bir kaç tane dediyseniz emin olun içlerinden sadece biri gerçekten yanınızda olacaktır ve o kişi her zaman daha çok haksızlık ettiğiniz insandır.
Bazen çok güvendiğiniz biri tarafından hayal kırıklığına uğrarsınız. Her ihtiyacınız olduğunda bir şekilde işi olur. Bencildir çünkü. Ne sizi ne de bir başkasını düşünmez. Kendi derdinin en büyük olduğunu düşünür ve dünyayı kendi etrafında döndürür. Senin derdinin de pek bir önemi yoktur onun için. Tek amacı kendi mutluluğudur. İhtiyaç duyduğunuz çoğu insan hep böyledir. Belli etmek istemeseler de..
Sizi hayal kırıklığına uğratacak bir sürü insan girecek hayatınıza. Belki gerçekten ihtiyaç duyduğunuz ve karşılığını aldığınız insan hayatınıza girmiştir. Şanslı olabilirsiniz onu erken bulduğunuz için. Girmediyse de üzülmeyin. Önünüzde çok uzun bir yol ve her durakta tanışacağınız yeni insanlar var. Canınızı sıkmak yerine hak edene hak ettiği değeri verip, hak etmeyeni de hayatınızdan çıkarın. Hayatınıza yeni giren insanlar da bir şans tanıyın.

Hayatıma giren yeni insan, sana güveniyorum.
Doğduğumuz andan itibaren her gün yüzlerce insanla karşılaşıp çoğunun kim olduğunu unutturuz. Unutmadıklarımız ise hayatımızda yer tutan ya da zorla yer tutmasını istediğimiz insanlardır. Hayatımızda yer tutan insanlar genellikle kendi istekleriyle yanımızdadırlar fakat biz onları görmeyiz. Çünkü zorla hayatımızda tutmaya çalıştığımız insanlar yüzünden onlar hep ikinci planda kalırlar.
En çok ihtiyacınız olduğunda yanınızda olmasını istediğiniz tek bir insan vardır. Eğer bunu okurken benim bir kaç tane dediyseniz emin olun içlerinden sadece biri gerçekten yanınızda olacaktır ve o kişi her zaman daha çok haksızlık ettiğiniz insandır.
Bazen çok güvendiğiniz biri tarafından hayal kırıklığına uğrarsınız. Her ihtiyacınız olduğunda bir şekilde işi olur. Bencildir çünkü. Ne sizi ne de bir başkasını düşünmez. Kendi derdinin en büyük olduğunu düşünür ve dünyayı kendi etrafında döndürür. Senin derdinin de pek bir önemi yoktur onun için. Tek amacı kendi mutluluğudur. İhtiyaç duyduğunuz çoğu insan hep böyledir. Belli etmek istemeseler de..
Sizi hayal kırıklığına uğratacak bir sürü insan girecek hayatınıza. Belki gerçekten ihtiyaç duyduğunuz ve karşılığını aldığınız insan hayatınıza girmiştir. Şanslı olabilirsiniz onu erken bulduğunuz için. Girmediyse de üzülmeyin. Önünüzde çok uzun bir yol ve her durakta tanışacağınız yeni insanlar var. Canınızı sıkmak yerine hak edene hak ettiği değeri verip, hak etmeyeni de hayatınızdan çıkarın. Hayatınıza yeni giren insanlar da bir şans tanıyın.

Hayatıma giren yeni insan, sana güveniyorum.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



