29 Temmuz 2013 Pazartesi

Hür Maviliğin Bittiği Son Hadde

                 “İşte zil çalıyor. Benim yakışıklı prensim geldi. “Hoş geldin sevgilim, nerede kaldın? Bir an beni unuttuğunu sandım.” Bu sözlerimden sonra sarıyor beni kollarıyla. Bana aldığı papatyalarını uzatıyor. Papatyalar o kadar çok ki kucağımı kaplıyor neredeyse. Ben gülümsemeyle papatyalarıma bakarken minik bir buseyi konduruyor yanağıma. İçeri geçiyoruz birlikte. Ben oturuyorum o da dizime yatıyor. Bir yandan saçlarını okşuyorum bir yandan sohbet ediyoruz. Kaşlarını yukarı kaldırıp bana bakıp gülümsüyor. Gel de sevme. Açıktım diyor afacan ses tonuyla. Belli ki aklında bir şeyler var. Gel diyor, birlikte yemek yapalım. Geçiyoruz mutfağa iki yaramaz çocuk gibi, başlıyoruz mutfağı dağıtmaya. Balık pişirecekmişiz birlikte. Aslında balık yemem ama onun yaptığı bambaşka oluyor. Bana birkaç görev veriyor. Domatesleri ince ince dilimlemek, soğanları ve renkli biberleri halka halka doğramak. Emir büyük yerden tabii. Başlıyorum dediklerini yapmaya. O ise arkada balık temizliyor. O işini bitiriyor ben de soğanları ve biberleri kavuruyorum biraz. Ben kavururken arkamdan gelip belime sarılıyor. Aman Allahım heyecandan titriyorum, sanki dizlerimin bağı çözülüyor. Kokumu içine çekiyor ve küçük bir öpücükten sonra devam ediyoruz yemeğimize. Balığı folyoya yatırıyor ve malzemeleri içine koyuyor. İşte gizli sır, üzerine zeytinyağından birkaç damla damlatıp balığı sıkıca sarıyor. İşte fırında. Salata olmadan olur mu diyerek başlıyoruz salatamıza. Bol yeşillikli salata yapıyoruz kendimize. Soframızı kurmaya koyuluyoruz.

   Gözlerinin içine bakarak yediğim yemek ayrı bir zevk eriyor bana. Ruhumu doyuruyorum sanki. Dağıttığımız gibi topluyoruz da etrafı. Her şey yerli yerinde olunca mısırımızı patlatıyoruz. Sırada film keyfi varmış. Oturuyor ve tam koltuğu köşeliyor.. Yanına uzanıp göğsüne sokuluyorum. Kalbinin sesi ve nefesi benim hayatımdaki tek film oluyor o an. Sen filmi izlemiyor musun diye paylıyor arada beni. İzliyorum diyorum, inandırıyorum onu bir şekilde. Film bitiyor ve daha sıkı sarılıyor bana. Onun kollarındaki huzur ve sıcaklığımız ikimizin de uyuması için yeterli oluyor.”

                 

                         


Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!…
İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.
Yahya Kemal

23 Temmuz 2013 Salı

Yanımdaki..

        İnsanlar doğarken yalnızdır ama yaşarken hep birilerine ihtiyaç duyarlar. Bazen bir arkadaş, bazen bir dost, bazen ise bir sevgili..
Doğduğumuz andan itibaren her gün yüzlerce insanla karşılaşıp çoğunun kim olduğunu unutturuz. Unutmadıklarımız ise hayatımızda yer tutan ya da zorla yer tutmasını istediğimiz insanlardır. Hayatımızda yer tutan insanlar genellikle kendi istekleriyle yanımızdadırlar fakat biz onları görmeyiz. Çünkü zorla hayatımızda tutmaya çalıştığımız insanlar yüzünden onlar hep ikinci planda kalırlar.
En çok ihtiyacınız olduğunda yanınızda olmasını istediğiniz tek bir insan vardır. Eğer bunu okurken benim bir kaç tane dediyseniz emin olun içlerinden sadece biri gerçekten yanınızda olacaktır ve o kişi her zaman daha çok haksızlık ettiğiniz insandır. 
Bazen çok güvendiğiniz biri tarafından hayal kırıklığına uğrarsınız. Her ihtiyacınız olduğunda bir şekilde işi olur. Bencildir çünkü. Ne sizi ne de bir başkasını düşünmez. Kendi derdinin en büyük olduğunu düşünür ve dünyayı kendi etrafında döndürür. Senin derdinin de pek bir önemi yoktur onun için. Tek amacı kendi mutluluğudur. İhtiyaç duyduğunuz çoğu insan hep böyledir. Belli etmek istemeseler de..
Sizi hayal kırıklığına uğratacak bir sürü insan girecek hayatınıza. Belki gerçekten ihtiyaç duyduğunuz ve karşılığını aldığınız insan hayatınıza girmiştir. Şanslı olabilirsiniz onu erken bulduğunuz için. Girmediyse de üzülmeyin. Önünüzde çok uzun bir yol ve her durakta tanışacağınız yeni insanlar var. Canınızı sıkmak yerine hak edene hak ettiği değeri verip, hak etmeyeni de hayatınızdan çıkarın. Hayatınıza yeni giren insanlar da bir şans tanıyın. 



                               

            Hayatıma giren yeni insan, sana güveniyorum.

21 Temmuz 2013 Pazar

Zor Oldu

        Bende öyle bir sendin ki, benim anlatmaya senin ise anlamaya gücün yetmezdi. Her şey sendin. Beni prensesler gibi mutlu edip beş dakika sonra yerle bir eden sendin. 
Kim daha önce bu kadar dağıtabilmişti beni? Ya da kime tanımıştım o ayrıcalığı. Verilen sözler, yıkılan hayaller.. En kötüsü de inanmamaktı. Hiç içinde kalmadı mı ya doğruysa bütün her şey? Yaşanacak o kadar çok şey varken yüreği öylesine parçalamak da ne?
Dakikalar geçmek bilmese de sensiz, boğazım düğümlense de ve senden bahsederken titrese de sesim, ne kadar zor olabilir ki unutmak? Her şarkıda ayrı bir anımızı canlandırıyorsam gözümde, hala senli hayaller kuruyorsam ne olmuş? Sesin kulağımda çınladığında gözyaşlarımı tutamıyorsam, kime ne? Her gelen mesajda heyecanlanıyorsam, her saniye aklımdan çıkmıyorsan ne olmuş?
Ellerini tutmadan, gözlerine bakmadan, nefesini hissetmeden, kokunu almadan, sesini duymadan, gözlerimin içine bakıp gülmeden nasıl geçecek bir ömür? Yazamıyorum işte ayrılığı. Saçmalıyorum, anlatmaya çalışıyorum ama olmuyor. Yüreğimdeki çığlıklar kelimelerimin dökülmesine izin vermiyor. Kalemim de ayrı bir ağır sanki bugün. Bileğim ve parmaklarım ağrıyor. Kalemim sanki bir şeyler fısıldıyor bana. "Ağır ayrılık, ben taşıyamam."
Mesafeler tüketti bizi.  Zor oldu ama Bitti..

                                                


                                     

9 Temmuz 2013 Salı

İçime Hapsettim Seni

         Gidersen özlemez misin beni? Sensizken ben sabahlara dek uyumuyor, sensizliği yutkunuyorum kesilen nefesimle. Benimleyken birlikte kurduğumuz hayalleri tavanımdaki perde de oynatıyorum defalarca. Hiç sıkılmadan, yorulmadan.
Gerçek şu ki fiili olarak gidebiliyorsun ama hiçbir zaman gerçekten gitmedin benden. Ancak ben izin verirsem gidebilirsin. Çünkü ben seni sen yokken de sevebilirim. Hoş, sen varken bir başka severim.. 
Gittiğinde yara alıyorum. Sanki şah damarımdan jilet yemiş gibi oluyorum. Aşk kaybından ölecekmişim gibi hissediyorum. Ya sen? Sen aldığın nefeste yaşadığını hissedebiliyor musun bensiz?
Hayal kurmak seninle güzel. En çok da karanlıkta hayal kurmayı seviyorum. O karanlıkta yok olup hayallerime doğuyorsun güneş gibi. Tutup elimden çıkarıyorsun beni en derinlerden. Sana bu kadar bağlıyken ben sen hiç gidemezsin ki benden..
İçime hapsettim seni. Kalsan da gitsen de benimsin artık..

                           

8 Temmuz 2013 Pazartesi

BİR TUTAM TEŞEKKÜR

         Şu sıralar canım sıkkındı. Bir şeylere ihtiyacım olduğunun da farkındaydım. Yardım istedim sağ olsun kırmadı beni. Ne istediysem yaptı. O benim gizli kahramanım. Kim olduğunu asla öğrenemeyeceksiniz. Bilinmesi gereken tek şey benim hayatımda büyük  yere sahip olduğudur. 
Çoğu zaman kavga eder zıtlaşırız. Ama her zaman onda diğerlerinden farklı bir şeyler olduğunu düşünüp dururum. Kelimelerle dans edişi insanları etkilemeye yeter de artar bile.
Öyle bir zamandaydım ki içimde fırtınalar kopuyordu. Düşünmemem gereken onca olay varken, kafamı bir yöne yöneltmem gerekirken bir yandan da bunu tek başıma yapamayacağım düşüncesi yiyip bitiriyordu beni. Sonra yazmaya karar verdim ve bana büyük yardım etti. 
Evet, artık yeniden doğmuş gibiyim ve kendimi çok iyi hissediyorum. Bunu O'na borçlu olduğum düşüncesi aklımda dolaştığından böyle bir şey aklıma geldi. Bu kez de onun için yazdım. Yüzünde tebessüm oluştuysa fazlasıyla da sevindim. 
Tek kişilik mutluluğun tarifi; bir çimdik duygu ve bir tutam teşekkür :)


7 Temmuz 2013 Pazar

Maç İzler Miyiz?

        Aşkın tanımını yapabilir miyiz bilmiyorum. Çoğu zaman aşk nedir diye çevreme sorduğumda cevap alamıyorum. Ben ise aşkı anlatmaya çalışıyorum. Yani en azından deniyorum. 
Bir Beşiktaşlı olarak her maçı izlemeye büyük bir heyecanla başlıyorum. Eminim diyorum kazanacağız. Öyle inanıyorum ki. İlk dakikalar her şey çok büyülü geliyor. Zaman geçtikçe suratımdaki gülümse düşüyor, kaşlarım çatık oluyor. İlk baştaki heyecan yerini büyük bir öfkeye bırakıyor. İlk yarı bitiyor ve 15 dakikalık arada yeniden toparlanıyorum. Yeniden inanıp heyecanlanıyorum. Maç sonun hayal kırıklığı..
Bunun aşkla bağlantısı ne diye soruyorum. Cevap net. Her zaman inanmaz mıyız birine? Bağlanmaz mıyız? Başta her şey büyülüdür, heyecan doruktadır, sonsuz inanırsın. Zaman geçtikçe işler kötü gider. Heyecanın yerini öfke alır. İnancın kalmaz. Bazen ara verilir hatta. Toparlanıp tekrar başlarsın. Yine her şey büyülüdür ama fazla sürmez. Her şey biter, hayallerin yıkılır ve bir daha kimseye güvenmemek için kendine söz verirsin..
Dönelim Beşiktaş'a. Her kötü giden maçtan sonra, bir daha ki maça tüm kalbiyle inanmaz mı Beşiktaş taraftarları? Hayat da öyle değil midir? Canın yanar, zaman geçtikçe başkaları girer hayatına.Yeniden bağlanır, yeniden güvenirsin. Sonra mı?
Bir daha ki maçı beraber izler miyiz?